Yedi tepeli şehir olarak bilinir İstanbul. Fatih Sultan Mehmed’in karada yürüttüğü gemilerle efsanevi bir başlangıç yaptığımız İstanbul, yüzyıllar boyu barındırdığı her toplumdan hatıralar saklamaktadır. Bu tarihi güzellikleri görmek için dünyanın dört bir yanından gelen turistleri ağırlayan İstanbul, ekonomi açısından ticaret dünyasında olduğu kadar turistik açıdan da ülkemize katkıda bulunmaktadır.
Bir çok insan sarayları ve müzeleriyle ünlenmiş, tarih şeridini mimari olarak gözler önüne seren İstanbul’un gürültü, hava kirliliği ve beton yapılardan ibaret bir şehir haline geldiğini düşünmektedir. Oysa çok bilinmiyor olsa da İstanbul, birbirinden güzel doğa harikalarına da ev sahipliği yapmaktadır.

Ağva gibi doğa harikalarını saklayan İstanbul’da bu güzelliklerin korunabilmiş olması belki de çok ünlü olmadıklarından kaynaklanmaktadır. Bir çok doğa harikasında yaşayan yerli halk, turistik açıdan yaşam alanlarının ünlenmesine pek sıcak bakmamaktadır. Örneğin Ağva’da yaşayan ve geçimini daha çok balıkçılıktan kazanan halk içerisinden bir çok insan aynı şeyleri söylemektedir. “Ağva otelleri ni ve restoranlarını görüyorsunuz, nasıl da doğa ile iç içe yapıldılar. Kim ister ki yeşilin böylesine güzel yaşandığı Ağva’da bu ahşap desenli ve doğa ile uyumlu renklerdeki oteller yerine, Antalya’da gördüğümüz o beton yığınları halindeki otellerin olmasını?” diyerek belirtiyorlar ünlenmek istemediklerini.



